Daha Adil Bir Dünya Mümkün

Sırf yazarına bakıp ortalığı kendi siyasi görüşüne göre İnstagram ve twitter saçmalıklarıyla dolduran, bunun adına da kitap incelemesi diyenleri bir kenara koyarsak gerçek bir kitap incelemesi yapmaya başlayabiliriz sanırım. Gelelim kitaba… Bir devlet liderine ait olması dolayısıyla daha önce okuduğum devlet liderlerine ilişkin kitaplarda olduğu gibi merakla başladım kitaba.

Her liderin kendi zihninde iletmek istediği bir vizyonu mutlaka vardır. Gazi Mustafa Kemal’in Nutuk’unu okuduğunuzda dönemin yaşanmış olayları üzerinden sömürüye bir başkaldırış, vatan sevgisi yolunda bir ölümü göze alış temasını buram buram hissedersiniz. Bu kitapta da eserin aktarmak istediği mesajın ne olduğunu merak ederek başladım kitaba. Fakat eleştirilere başlamadan önce analizi ikiye ayırmak istiyorum.

Analizin ilk kısmı yazım diline ilişkin teknik öğelere, ikinci kısmı ise içeriğe odaklanacak. Teknik analize başlayalım. İlk olarak günümüzün devlet liderleri bir yüzyıl öncesinin liderleri gibi uğraştığı işler açısından daha az vakte sahip oldukları için eserlerini shadow writer adıyla bilinen kişilere yazdırırlar genelde. Kimisi buna ağır eleştiri getirse de ben bunu bir olumsuzluk olarak görmüyorum.

80 milyonluk ülkenin işini bir kenara bırakıp böyle bir eserin kaleme alınması için bilgisayar başına gömülecek zamanın bulunması halihazırda mantıksız olurdu. Bunu ne Putin, ne Erdoğan, ne de Merkel yapabilir. Yapıyorlarsa helal olsun ama günümüz modern devletlerinde bu artık riskli bir davranıştır ve gerek de yoktur.

Peki bu bilgiyi neden yazıyorum? Yazıyorum çünkü kitabın dil ve anlatım akıcılığı çok profesyonel birisinin elinden çıkmış durumda. Bu açıdan kitabı okurken rahatlıkla bir söyleşi dinliyormuş gibi hissedebilirsiniz kendinizi. Anlayacağınız oldukça sade ve basit bir dili var. Fakat kitabın analitik bir dille yazılmamış olmasını bir miktar olumsuz eleştirmek mümkün. Bu ne demek? Şöyle ki; kitabın oldukça uzun bir girizgah bölümü var.

Burada kitabın son bölümünde okuyucuya aktarılması hedeflenen düşünce için bir altyapı hazırlanmak istenmiş. Bu bağlamda günümüz dünyasından bolca örnek aktarılmış. Bizler bu ülkenin vatandaşları olarak bu örneklere aşina olsak da bu ülkenin dışındakiler (Bilhassa da kitabın eleştirdiği kitle olan batılılar) bu anlatım tarzını oryantalist bulacaktır.

Günümüz zalimliklerinden bahsederken kullanılan dramatik dil, batılılarda hiçbir etki yaratmayacak dersem çok da abartmış olmam sanırım. Çünkü onlar, bu kitabın içerisinde eleştirilen hususları içselleştirerek yapan bir topluluğun üyeleri konumundalar. Öte yandan dramatik değil analitik düşünen bir beyin yapısına sahipler.

Dolayısıyla bu kitabın batılılar tarafından da okunabilmesi için öncelikle analitik bir örüntüyle kaleme alınması, dramatik örnekler yerine sayısal verilerle ve mantıksal kurguyla ileri sürdüğü savın gereklerini destekleyecek nitelikte yazılması hitap ettiği kitleyi genişletmesi bağlamında çok daha etkili olurdu diye düşünüyorum.

Somut bir örnek vermek gerekirse, sanırım bu örüntü işinin şahikalarından birisini kaleme alan Harari gibi bir üslup benimsenmiş olsaydı muhtemelen kitabın son bölümünde aktarılan somut öneri çok daha vurucu bir etki yaratabilirdi okuyucu üzerinde. Özetle kitabın yarıdan fazlasını kapsayan girizgah bölümünde dramatik örnekler yerine somut sayısal verilere dayalı bir çözümleme yapılsaydı ve parçadan bütüne bir sezdirme örüntüsü daha güçlü şekilde kurulsaydı çok daha iyi olabilirdi.

Peki kitap bu haliyle ne anlama geliyor? Bence hedef kitlesi olan orta ve doğu dünyasının dil ve kültürel özelliklerine fazlasıyla hitap ediyor. Fakat batılı analitik dil kullanılsa daha iyi ve etkili olurdu diye düşünüyorum. Gelelim kitabın içeriğine…

Kitabı okumayanların kitabın içerisindeki görüşlere bakmayı hiç düşünmeden doğrudan güncel siyasi konular üzerinden yorumlar yapacağına, her konu ve kitapta olduğu gibi eseri okumadan ezbere yorumların peşinden sürükleneceğine adım gibi emin olduğum için kitabı alıp okumadan içerikle ilgili hiçbir fikir sahibi olamayacağımı adım gibi biliyordum.

Yanılmadım da. Seven de sevmeyen de zahmet edip kitabı alıp okumadan, bu kitap üzerinden, kitabın adı üzerinden yorum yapmayı kendine vazife edindiğinden kitabı alıp detaylıca okudum. Açıkçası hiç de beklemediğim bir sonuçla karşılaştığımı söylemem gerek. Kitabın son bölümüne kadar devam eden soyut çözümlemelerin hangi noktaya gelip bağlanacağını, somut bir öneriye dönüşüp dönüşmeyeceğini ve bunun hangi açıklıkta olacağını merakla bekledim.

Nihayet son bölümde ete kemiğe bürünen öneriyi görünce gerçekten şaşırdım. Çünkü gerçekten de dünyada daha önce hiç dillendirilmeyen bir öneri getirilmiş kitapta. Kitabın bu bölümünde aktarılan düşünceyi bildiğinizi, çünkü Erdoğan’ın konuşmalarını haberlerden veya basın bültenlerinden takip ettiğinizi düşünüyorsanız unutun gitsin derim.

BM’nin yapısındaki beş devletin dünyayı yönetme(me) tavrına karşı geliştirilen tepkinin slogan halini hepimiz biliyoruz; “Dünya beşten büyüktür” Fakat bu sloganın altında nasıl bir somut bir öneri yattığını hiçbirimiz bilmiyoruz. Kitabı okumayanın da bilebileceğini düşünmüyorum çünkü Erdoğan’ın bu öneriyi bir yerde bu açıklıkta dillendirdiğini görmedim hiç.

Şimdi normalde kitabın anafikrini bir kitap incelemesine yazmanın doğru olmadığını ve kitabın ruhunu öldürdüğünü biliyorum ama kitap incelemesinin buradan sonraki kısmını daha anlaşılabilir kılmak adına bu bilgiyi buraya eklemek zorundayım. Dolayısıyla yazının buradan sonraki kısmının spoiler içereceğini belirterek yazıma devam edeyim.

Kitapta BM’de kurulması gereken yeni düzende hiçbir devletin veto hakkının olmaması gerektiği söyleniyor. TBMM’nin uluslararası karşılığı olan genel kurulun, hükümetin uluslararası karşılığı olan güvenlik konseyi üyelerini seçmesi gerektiği ve bu üyeliğin de kalıcı değil, bir sonraki seçim dönemine kadar olması gerektiği söyleniyor.

Peki, dünyayı avucunun içine alan bu beş devlet bu aşırı güçten nasıl vazgeçirilecek? Kendileri dışındaki tüm devletler bu daimi üyelik ve veto hakkının kalkması için birlik olup BM’ye öneri verirse, beş üye dışında herkes reddederse oluşacak büyük rezilliğin BM’nin saçma sapan yapısını ortaya koyacağı öneriliyor.

Bu açıdan bakılınca o sahne bir an gözümün önüne geldi. Beş devlet haksız ayrıcalıkları için hayır oyu verirken 180 devlet karşılarında oy kullanıyor. Dramatik anı hayal etmek bile muhteşem. Bu açıdan bakılınca bu düşüncedeki yaratıcılık bir an için bir George Orwell sahnesi canlandırdı gözümde. Hayvan Çiftliği… Şaşırtıcı değil mi?

Evet, kitap bu bağlamda değerlendirilince bu kitap bildiğiniz manada bir başkaldırış öneriyor. Bu açıdan tırnak içerisinde “Devrimci” bir öneride bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kaldı ki bu “Devrimci” ifadesi bizzat kitabın içerisinde de defalarca tekrar edilmiş.

Velhasıl kitabın genel değerlendirmesine bakacak olursak bence herkesin okumasında yarar olan bir kitap. Çünkü gözümüzün önüne bambaşka bir dünya tasviri sunuyor. Dünyanın yönetimini tüm devletlerin demokratik katılımına, herkesin kendisini değerli hissetmesine ve dünyaya değer katmasına odaklayan bir sistem öneriyor.

Güvenlik konseyi üyelerinin tıpkı bir hükümet gibi seçimle dört yıllığına göreve geldiği, dünyanın yasalarını belirlemek için dünyadaki tüm devletlerin görüşlerini önemsediği bir düzende kimse kolay kolay kafasına göre sağa sola saldırganlık yapmayı düşünemezdi. Askeri olarak olmasa bile bunun ekonomik bir sonucu mutlaka olurdu.

Tabi burada Erdoğan’ın üzeri biraz örtülü şekilde değindiği bir sorun da var. Bu beş ülke aynı zamanda hem nükleer güç, hem de adeta haydutça istediğini kafasına göre yapıp dünyada terörü besleyen güçler. Lafta demokrasiyi kimseye bırakmayan ama icraatta en çok katleden devletler kendileri. Fakat gerek George Orwell, gerekse Yaşar Kemal’in “Filler ve Kırmızı Sakallı Topal Karınca” öyküsündeki önermenin birebir aynısını bu kitapta bulmuş olmak beni heyecanlandırdı doğrusu.

Bilenler bilir, Yaşar Kemal’in kitabında karıncaların filleri nasıl alt ettiği tasvir ediliyordu. Metodoloji birebir aynı ve tarih boyunca da işe yaradığı ispatlanmış bir metot… Sözün özü, devlet liderlerinin yazdığı kitaplar içerisinde kendi ülkesi için bir vizyon öngören eserlerin aksine dünya için bir vizyon öngören bir eser olması dolayısıyla muadillerinden ayrılan bir çalışma olduğunu belirtmem gerek.

Medyada sıkça duyduğumuz meşhur sloganın somut bir öneri formunu görme şansı elde edebileceğiniz bir kitap olmuş. Bence devlet liderlerinin düşünce dünyalarını yansıtan eserleri okumayı sevenlerdenseniz bu kitabı da okumanızı öneririm.

Fakat siz de içerisinde yazan bilgilerle değil de yazan kişiye duyduğunuz hislerle ilgileniyorsanız beğendiğiniz haber kanalını izlemeye, kendi düşüncenizin doğru olduğunu size söyleyerek psikolojik deşarj olmanızı sağlayan sosyal medya iletilerini paylaşıp beğenmeye devam edebilirsiniz. Okumayı ve araştırmayı seven herkese iyi okumalar diliyorum

jack amca tarafından yayınlandı

Jack Amca, düşünsel dünyasındaki gelişmeleri dışa vurmak niyetiyle başladığı yazı yazma sevdasına kültür-sanat ve bilime duyduğu platonik aşk dolayısıyla tutkuyla bağlanmıştır. Niyeti kimseyi kırmadan iç dünyasını paylaşmak olan Jack Amca'nız, kendisine has aroması ve özenle seçilmiş yazılarından oluşan harmanıyla dimağınızda hafif kekremsi bir tat bırakmayı amaçlamaktadır. Bu kutlu yürüyüşünde ona eşlik eden ve yazılarını okuyan tüm okuyucularına da büyük saygı ve sevgi beslemektedir.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın