Ekonomide neler oluyor?

Şu aralar yükselen döviz kuru, değer kaybeden para ve her şeye bolca zam gelmesiyle hepinizin kafasında “Noluyo ya?” sorusunun belirdiğini biliyorum. Bu sorunun tek ve basit bir cevabı olduğunu düşünenlerdenseniz sizi temin ederim, kahvehanede takılmanız gerekiyor.

En zor günlerin kurtarıcısı efsane gıda maddesi

Konunun çok fazla boyutu olduğu için önce birkaç temel soru ile başlayalım. Soru 1: ABD dolarından bağımsız bir ekonomiye sahip ülkeler kimlerdir? Cevabımızı çok kolay veremiyoruz. Bu savaşta ağır yara almamak için tüm Avrupa ülkeleri birleşerek EURO adında bir birlik kurdular. Aksi takdirde dolarla mücadele etme şansı yok. Burada Çin ve Rusya bile büyük ölçüde ABD dolarına bağımlı durumdalar, fakat onların ellerinde başka mücadele araçları var ve yara alsalar da kolay kolay komaya girmiyorlar.

Soru 2: Dolar kuru çok kısa sürede kontrol altına alınabilir mi? Bu sorunun ise iki farklı cevabı var. Eğer gerçek bir kontrolden bahsediyorsak bu imkansız değil ama zor. Çünkü bu paranın kontrolü ABD’nin elinde ve karşılıksız şekilde sınırsız miktarda basabiliyor. ABD dolarının basım miktarını kontrol edebilecek bir küresel otorite olmadığı için de günde bir milyar dolar bassa da paraları değer kaybetmiyor. Bu şu anlama geliyor. Eğer sizin ABD doları ile alım satım yapmayı tamamen terk etmiş ve kendi rezerv paranızla işlem yapan bir ekonominiz yoksa adamlar bir günde piyasaya tırlar dolusu para sokup doları istedikleri seviyeye çekebilir veya bir günde merkez bankanızın tüm rezervini eritecek kadar parayı piyasadan çekip dolar kurunu mantık dışı seviyelere kadar fırlatabilir.

Soru 3: Şu anda, bu kadar kısa süre içerisinde bu kadar yüksek değer kaybının para piyasasıyla oynanması ile alakası var mıdır? Biliyorum ki kimse cebindeki para azalır veya değer kaybederken “dış güçler, iç güçler, şunlar bunlar” laflarını duymayı umursamaz. Para candır. Fakat şunu bir düşünün. Merkez bankası her defasında 1 milyar dolar satıyor ve bu parayı birileri dakikalar içinde piyasadan çekiyor. Toplamda 5 milyar doları geçti bu para. Bilmeyenler için söyleyelim 5 milyar dolar deli paradır. Piyasaya sürdüğünüz anda ortam şenlenir, hayat bayram olur. Öyle milletin cebindeki parayı dövize çevirmesiyle de şaaak diye piyasadan çekemezsiniz bu parayı.

E bizim iş adamlarımız var kardeşim. Onlar parasını dövize çeviriyorlardır diyebilirsiniz. Sadece şunu söylersem bunun da pek mümkün olmadığını görebilirsiniz. Türkiye’nin en devasa holdinglerinden birisi olan Koç holdingin toplam değeri 2.5 milyar dolar civarında. Bir haftada iki Koç holding değerinde parayı piyasadan çekecek birileri de bu ülkede yok, emin olabilirsiniz.

Pekiiiii, gelelim bu paraları kimin çektiğine. Şu an ABD çıkıp görünen bir elle piyasadan bu paraları toplamaz elbette. Fakat ABD’nin bunu yapabilecek oldukça hatırlı dostları vardır. Şu an bir işaretiyle istediğinin üzerine salabileceği adamları var coğrafyamızda. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bunların başlıcaları…

Peki Türkiye için uğraşırlar mı? Size basit bir örnek vereyim. ABD, petrole bağımlı Rus ekonomisini buhrana sokmak için bu dostlarına günlük petrol üretimini deli gibi artırmaları talimatını gönderdi. DÜnya piyasasına öyle çok petrol sürüldü ki petrol sudan ucuza geldi. Pandeminin başını hatırlayın. Tam kapanma günlerinde durum buydu. Rusya’nın günlük zararının efsane rakamlara ulaştığından bahsedildi. Elbette bir işe yaramadı fakat denediler.

Türkiye gibi inanılmaz paralarla oynamayan nispeten küçük oyuncular içinse böyle bir harekete hiç gerek yok. Sadece 100 milyar dolar gibi bir parayla Türkiye’de istediğiniz karışıklığı rahatlıkla çıkarabilirsiniz. Peki Çin’de? Orada isterseniz 1 trilyon dolarla deneyin başaramazsınız. Çin’in sınırları içerisinde devletin hesapsızca müdahale edip yok edemeyeceği hiçbir güç olmadığı için bu sonuç Çin’in fiziki sert müdahalesiyle sonuçlanacağından yemez. Geçelim.

Fakat Türkiye’de işler böyle yürümez. Borsa herkese açıktır ve batılılar girip çıkabilmektedir. Siz de gidip manipülasyon yapan birilerini Çin’liler gibi yok edemezsiniz, ortalığı ayağa kaldırırlar. Her şey medyayla saniyeler içinde dünyaya duyurulur. Bu sahada manipülatörler istedikleri gibi al sat yaparak piyasayı dağıtabilirler.

Şimdi bu senaryo size inandırıcı gelmediyse haydi gidip Mısır’a bakalım. Şu an ABD’nin emri altındaki bir darbe yönetimince idare edilen Mısır’a… Bir ülkede yabancı yatırımın olabilmesi için orada demokrasi ve insan hakları olmalı, liyakat olmalı, güven ortamı olmalı. Eğer bunlar olmazsa yatırımcı gelmez, ekonominiz batar diyorsanız Mısır’ı nasıl açıklarsınız?

Demokrasi yok, güvenlik yok, insan hakları yok. Öte yandan ülkede tarım dışında gelişmiş herhangi bir sanayi yok ve turizm de neredeyse bitmiş durumda. Bu şartlar altında ülkenin yok olmuş olmasını beklersiniz ama öyle olmuyor. Dolar kuru her gün fırlamıyor, zamlar her gün deli gibi olmuyor ve ekonomi olmamasına rağmen ülke ayakta kalıyor. BU nasıl oluyor dersiniz?

Cevabı ABD için basit, bizim içinse aptalca! Bu ülkelere ABD’ye biat etmelerinin karşılığı olarak oluk oluk para aktarılıyor. Oluk oluk dediğime bakmayın. Ekonomileri ayakta tutacak kadar… Parayı ABD mi veriyor? Hayır, yine süper ikili BAE ve Suudi Arabistan. Peki onları kazancı ne? ABD tarafından yok edilmeme garantisi… Hadi canım sen de diyebilirsiniz. O zaman size Suudi Arabistan tarihinden şu güzel bilgiyle cevap vereyim. Suudi Kral Faysal bin Abdülaziz el-Suud ABD’den bağımsız bir politika izlemeyi istediğini belli ettikten kısa bir süre sonra sarayın içindeki kendi akrabası tarafından öldürüldü. Bir daha bu düşünceyi ağzına alan çıkmadı elbet. Yani ABD sahip olduğu astronomik askeri ve istihbari güç sayesinde ortadoğuyu bir DJ gibi parmağında oynatıyor.

Şimdi gelelim merak edilen konuya. Başımıza gelen bu ekonomik krizde bizim kabahatimiz yok mu? Biz harika yönetiyoruz da kabahat dış mihraklar demeye mi getiriyorsun dediğinizi duyar gibiyim. Size suçlu suçsuz göstermeyeceğim. Fakat kafanızdaki en deli soruya bir yanıt vereyim. Şimdi seçim olsa ve hükümet gitse, mesela CHP hükümetin başına gelse dolar düşer mi diyorsanız size çok net bir yanıt verebilirim. Evet düşer. Peki ne kadar düşer derseniz 30 günde 20 liradan 1 liraya iner diyebilirim. E o zaman ne duruyoruz hemen değiştirelim hükümeti diyebilirsiniz. Peki bu mucizenin nasıl olduğunu sormayacak mısınız?

Seçimi kazanmış olsalar 30 gün içerisinde ABD ve sevgili dostlarının piyasadan kimsenin toplayamayacağı miktarda doları piyasaya sürmesi emin olun hiç de zor değil. Ola ki birileri piyasadan dolar toplasa bile alayını batırabilecek kadar çok dolara boğabilirler piyasayı. Sonuçta karşılıksız basılan bir para türü…

Peki bunu neden yapsınlar ki? Yeni gelen ve hiçbir icraatı olmamış bir hükümet bunu gerçekten de dedikleri gibi yabancı yatırımcıya güven verdiği için mi yaparlar? Buna inanıyorsanız doktora görünmenizi öneriyorum. Bunu yaparlar çünkü karşılığını sizden tahsil edeceklerdir.

Böyle bir şey yaptıklarında mevzunun ne olduğunu bilmeyen sıradan vatandaşın “Aaaa, bak sorun yöneticilermiş hakikaten. Bi gittiler dolar 1 lira oldu vallahi” demeleri hükümete olan güveni artırır. Milletin maaşlarına da %100’e yakın zam patlatırsan kimsenin çıkıp da ağzını açması mümkün olmaz. O saatten sonra ne yapsan kimse karşı çıkmaz. Tabi bu hareket alanında neler yaşanacağını sizin hayal gücünüze bırakıyorum ama sadece vurucu birkaç tanesini buraya yazmazsam olmaz.

Saadetten deliren ve bolluk gören insanlar mest olmuş şekilde alışveriş yaparlarken medyada ve bürokraside bir kıyım yaşanır. Tahmin edeceğiniz gibi intikam meselesi. Olay CHP’lilerin ve HPD’lilerin (PKK’lıların) intikamı gibidir ama aslında onların kullanılmasıyla ABD’nin intikamı olur. Bkz. yakın tarih…

Sonrasında “İsrafı ve hortumculuğu durdurduk” adı altında ilk hedef BAYKAR ve diğer yerli savunma sanayi firmalarının iflas ettirilmesi olur. Etikette hazırdır zaten “Damada giden hortumu kestik. Soygunu durdurduk” diye medyaya haberler servis edilir. Fakat Türkiye’nin erişmek için yıllarını verdiği hava taarruz güç ve teknolojisi hızla ortadan kaldırılır. MMU-TFX projesi “İsraf ve hırsızlığa hayır” adı altında durdurulur. Yılan hikayesine dönen Altay tankı projesi hızla iptal edilir. S-400’ler çürütülmek üzere depoya gönderilir veya daha iyisi bilgileri emcüklenmek üzere İncirlik üssüne yollanır. Hükümetin barışçıl ve insancıl politikasının bir ödülü olarak Türkiye yeniden F-35 programına alınır. hiçbir kontrolünün olmayacağı F-35’ler kendisine teslim edilir. Sınır ötesindeki tüm operasyonel birlikler geri çekilir ve önceki hükümetin aslında dağı taşı bombaladığı, aslında hiçbir şey yapmadığı haberleri yapılır. Çok yaklaşılan Kuzey Irak PKK temizliğinde bıçak PKK’nın kemiğine dayanmışken PKK’ya son dakika can suyu verilir.

Suriye’nin kuzeyindeki operasyon sahaları bir bir PKK’ya bırakılır. Tabi bunlar çok yumuşak bir şekilde yapılır ve “Bakın, aslında adamların bize saldırası falan yok. Tüm komşularımızla olan siyasi sorunlarımızı tek kurşun sıkmadan böyle çözüyoruz işte” denir. Esad’la el sıkışılır, Suriye sınırı ve Kuzey Irak PKK’ya bırakılır. Tabi her şeye rağmen ülke içindeki kamuoyunun gazının alınması için yalandan bir operasyon yapılıp günlerce haberi yapılır ve hükümet neymiş beeee haberleri servis edilir. ABD’nin Türkiye’yi böylesine kontrol altına almak için Karayılan’ın kellesini 24 saat içinde bu yalandan operasyona vereceğini bile rahatlıkla söyleyebiliriz. Kaz gelecek yerden tavuk mu esirgenecek değil mi?

Karşı çıkan PKK’lı olursa Suriye’de daha önce defalarca olduğu gibi F-35’ler yanlış koordinat bildirilmesi sonucunda 200 kişilik PKK’lı grubu üzerine 5-10 ton lazer güdümlü füze yollayabilir. Sonuçta bunlar stratejik ortaklar arasında arada sırada olabilecek şeylerdir. Değil mi?

Sözün özü hangi konuda ABD’den bağımsız hareket etmek istesek karşımıza ABD’nin yeni belalar çıkardığını görüyoruz. Siyasi olarak bağımsız davranmak istedik başkentimiz bombalandı. Askeri olarak bağımsız davranmak istedik 1974’te ambargo uygulandı, bugün hem ambargo hem de Yunanistan’a akıl mantık dışı bir askeri yığınak yapıldı, Suriye’nin kuzeyindeki PKK açıktan desteklenip devlet kurdurulmaya çalışılıyor. Ekonomik olarak bağımsız olmaya çalıştığımızda ise hiçbir şeyin olmayacağını beklemek sanıyorum aptallık olur.

Lafı toparlarsak eğer tüm dünyayı kana ve vahşete bulayan bir süper gücün tekelinden çıkıp oksijen almak istiyorsak bunun bir bedeli olduğunu unutmamamız gerekiyor. Eğer hem refah içinde yaşayalım hem de hiç sorun yaşamayalım diyorsanız üzgünüm ama hayal görüyorsunuz. Doların 1 TL olması hatta sadece 24 saat içerisinde bunun gerçekleşmesi son derece mümkün. Fakat kimse bunu karşılıksız yapmaz.

jack amca tarafından yayınlandı

Jack Amca, düşünsel dünyasındaki gelişmeleri dışa vurmak niyetiyle başladığı yazı yazma sevdasına kültür-sanat ve bilime duyduğu platonik aşk dolayısıyla tutkuyla bağlanmıştır. Niyeti kimseyi kırmadan iç dünyasını paylaşmak olan Jack Amca'nız, kendisine has aroması ve özenle seçilmiş yazılarından oluşan harmanıyla dimağınızda hafif kekremsi bir tat bırakmayı amaçlamaktadır. Bu kutlu yürüyüşünde ona eşlik eden ve yazılarını okuyan tüm okuyucularına da büyük saygı ve sevgi beslemektedir.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın